16 Eylül 2017 Cumartesi

Bir Psikolojik Danışman olarak neyi kabul etmiyorum?

Bir konuşma yapıldı, pekçok yönden canım yandı:

1- Ben Psikoloji Lisansımın üzerine
Eğitimde Psikolojik Hizmetler Yüksek Lisansımı "joker öğretmene" döndürülmek için yapmadım. Profesyonellikten uzak bir anlayışı kabul etmiyorum!

2- Öğretmen ve idareci arkadaşlarımla olan ilişkimden gayet memnunum. Daha geçen gün mesela bir kısmıyla birlikteydik, kahkahalar atıyorduk; diğer bir gün ise başka arkadaşlarımla şarkılar söylüyor, sohbetler ediyorduk. Öğretmenlerle, okul psikolojik danışmanları arkadaştır. Bunun aksi bir algı yaratılmasını kabul etmiyorum!

3- Zaman zaman kurum içinde öğretmenlerle ve idarecilerle çatışıyor olabilirim. Eğer çatışıyorsam bilin ki çocukların haklarını savunmak icin çatışıyorum ama öyle bazılarının mecliste yaptığı gibi kavgalı, küfürlü, seviyesizce değil. Konuşarak, tartışarak. Herşeyin adabı olduğunu bilerek. Eğer diyorsanız ki hak savunuculuğu yapan bir meslek grubunu okulda istemiyoruz, bizlerin yoğrulduğu hamur bu. Gerekiyorsa çatışılır ve çatışmalar çözümlenir, iki fikrin çatışmasından "doğru" doğar. Bizim aramızdaki kişisel bir çatışma değil, mesleği icra etmekten zaman zaman doğan fikir ayrılıklarıdır. "Ne demek diğer branşlar ile PDR arasındaki çatışmayı ortadan kaldırmak falan". Kabul etmiyorum!

4- Şu ana kadar nasılsam, yapılan talihsiz ve bilimsellikten uzak açıklamadan sonra da duruşum değişmeyecektir. Ben bir okul psikolojik danışmanı ve eğitimciyim. Duruşum da mesleğime yakışan şekilde olmaya devam edecektir.



- Posted using BlogPress from my iPhone

12 Temmuz 2017 Çarşamba

Okul öncesinden üniversiteye eğitememe sistemimizin 21. yüzyıl becerileri ile imtihanı


Eleştirel düşünce yerine itaat;
Problem çözme yerine problem çıkarmama;
Yenilikçilik yerine risk almama; 
İşbirliği yerine rekabet;
İnisiyatif gösterme yerine pasif olma;
Öz-yonetim yerine diş motivasyonlu denetim.
Karsilikli iletişim yerine tek taraflı dinleme/me(!);
Yaratıcılık yerine ezber. 


Simdi kaldığımız yerden devam edelim: Ziraat mühendisliğine, biyolojiye, işletmecilige, otobüs şoförlüğüne, aşçılığa, gemi kaptanlığına  vs... formasyon verelim derse sokalım; egitim yönetimi, planlaması, sosyoloji, felsefe okuyanlara kurs acalim rehberlik ve danismanlik servislerine psikolojik danışman olarak oturtalım, sınıf öğretmenliği mezunlarına kurs verelim Özel egitim öğretmeni yapalım; kimse aldığı eğitimde çalışmıyor galiba.

Derdim eğitimde alan disi branşlarda çalışan bireyler degil; içlerinde canla başla uğraşan, çalışmalarını, profesyonel gelişimlerine gösterdikleri özeni takdir ettiğim pek çok arkadasım var. Benim derdim sistemle. Karar vericiler, lisans eğitimi sonrası yuksek lisans ve/veya hizmetiçi eğitimlerle kişilerin kendi alanlarında profesyonelleşmesini sağlayacak tedbirler almak yerine yukarıda saydığım uygulamalarla sistemi zayıflatıyorlar. Bir de derdim, bunun kariyer gelişimi yaşam boyudur diyerek rasyonellestirilmesiyle.

Evet kariyer gelişimi yaşam boyudur, o zaman MEB bunun gereklerinin de tam ve eksiksiz karşılanmasıni istemelidir. Haklar ve sorumluluklar iliskisi bir nevi. Kariyer gelişimi birşey; bireylerin sistematik egitimden geçmeyip, formasyon eğitimi ve/veya kurslarla sınıfa sokulması ve 21.yuzyil becerileri geliştirmelerinin beklenmesi baska birşey. 

26 Nisan 2017 Çarşamba

Çocuklarınız icin ayağa kalkma zamanı. Su anda neden size ihtiyaçları var?

Aslinda bu yazıda çocukları olan olmayan tüm okurlarıma sesleniyorum.

Çocuklarımızın sizin sesinizi duyurmanıza ihtiyacı var.

Okul Psikolojik Danışmanları; Psikolojik Danismanlik ve Rehberlik Derneği, akademisyenler ve egitim sendikaları ile birlikte bugünlerde topyekun bir savaş veriyor. Bu savaş çocuklarımızı son derece yakından ilgilendiriyor.

Peki hangi konuda?

Okul Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Uzmanlarının (Rehber Ogretmen) çalışma şeklini belirleyen bir yönetmelik var. Tam şu sıralarda bu yönetmelik köklü bir değişikliğe uğruyor. Taslak hazır ve imzaya gitti. İmzadan çıkarsa yapacak hiçbirşey kalmıyor.

Peki bu değişiklik sizi neden ilgilendiriyor?

Psikolojik Danışmanlar çocuklara hicbir koşul koymadan, onlarla güvene ve anlayışa dayalı bir iliski kurarlar. Çocuklar ne hata yapmış olursa olsun, onları koşulsuz kabul eder, dinler, anlar ve onlarin yanında olurlar. Daha sonra ogretmenlerle, okul idaresiyle ve aileleri ile görüşürler ve çocuğun doğru anlaşılmasına aracılık ederler. Yaşadıkları problemleri çözmelerinde onlara yardımcı olurlar. Kısaca en zor anlarında çocukların yanlarındadırlar. Koşulsuz kabul ve karsilikli güvene dayalı bir iliski kurdukları icin cocuklar bazen anne-babasına ya da öğretmenlerine söyleyemedikleri olayları PDR Uzmanına anlatma cesareti gösterirler. Medyaya da yansıyan haberlerden de bilirsiniz ki birçok taciz olayını bazen kurdukları bu iliskiler sayesinde öğrenir bazen ogretmenin farkedemedigi ipuçlarını farkederek olayı açığa çıkarırlar.

Ama yeni yönetmelik bu haliyle imzadan geçerse, Psikolojik Danışmanların çocuklarla guvene ve koşulsuz kabule dayalı bir iliski kurması mumkun olmayacak. Uzun lafın kısası bu yönetmelik çıkarsa okul danismanlari artık Psikolojik Danismanlik hizmeti veremeyecekler.

Ne yapabilirsiniz?

Çocukların kaliteli danismanlik hizmeti alma hakkını korumak adına Bimer'e başvurarak endişelerinizi anlatabilir ve yönetmeliğin imzalanmadan önce kamu ile paylaşılmasını talep edebilirsiniz.

İş işten geçmeden lütfen aşağıdaki linke başvurunuzu yapın, bilgi edinme hakkınızı kullanın.

Örnek dilekçe üzerinde bazi değişiklikler yaparak aşağıdaki yazıyı kullanabilirsiniz.

https://www.bimer.gov.tr/

Örnek Başvuru:

Sayın MEB yetkilileri;

Psikolojik Danismanlik ve Rehberlik Yönetmeliginin değişmek üzere oldugu söyleniyor. Sosyal medyadan yapılan paylaşımlardan gördüğümüz kadarıyla rehber ogretmenler yeni yönetmelik konusunda oldukça endişeli. Bu durum beni de bir veli olarak düşündürüyor. Siz yetkililerden istegim yeni yonetmeligin imzadan geçmeden önce kamu ile paylaşılması ve yönetmelik üzerinde rehber ogretmenlerle bir uzlaşı sağlanmasıdır. Ayrica bizlere bu yonetmeligin çocuklarımızın kaliteli danismanlik hizmeti alma hakkını nasıl koruyacağını açıklayan bir bilgilendirme yapılmasıdır.

Saygilarimla


- Posted using BlogPress from my iPhone

7 Aralık 2016 Çarşamba

Çocuğunuzu okulun olumsuz etkilerinden nasıl korursunuz?

Oğlum 3.sınıf öğrencisi, sanırım 1.sınıf da dahil 2.5 yıldır evde ödev, okulda değerlendirme ve konu çalışmaları için test çözüyor.

Veli olarak İO'a giden oğlumu okulun zararlarindan korumak benim en önemli görevim. Ödül/cezadan, sınav stresinden, itaatkar olmaktan, sonuç odaklı olmak ve başkalarıyla yarıştırılmaktan koruyabilirsem oğlumu şanslıyım. Bu konuda fena gitmiyoruz anne-oğul.

Birkaç örnek paylaşayım:

"Testte aldığım puanı önemsemiyorum anne ama iyi alınca çabamın karşılığını almak güzel oluyor"

"Kitap okuduğumu ispat etmek zorunda değilim, istediğimde okuyorum zaten, yağmur damlası almasam da olur anne" ve tabloda hanesi bomboş da kalsa bunu önemsemiyor. Her akşam kitap okuyor ama tablosuna kac sayfa okuduğunu yazıp, bana imzalatmıyor ve okula götürmüyor.

"Teneffüse çok az çıkıyoruz, oynayamıyoruz, gidip müdürle konuşalım diye önce arkadaşlarıyla konuşup sonra kimse gelmese bile mudure tek basına giderek neden az çıktıklarını sorgulayıp, isteğini ifade ediyor.

Resim yarışmasına sokulan resmî ödül almayınca "anne ben de resmimi yapmak icin cok uğraşmıştım, hani çabalamak önemliydi, benimkinin bir önemi yok mu? Neden tek o ödül aldı, bu haksızlık" diyor.

Bense oğlumun hissettiklerine üzülürken, düşündüklerine ve yaptıklarına bakarak onunla gurur duyuyorum. Biz okulun yıkıcı etkisine karşı oğlumla iyi bir takımiz ve sistemi kısmen yeniyoruz.

Sorgulayan, birşeyi menfaat icin degil, dogru olduğu icin yapan, haksızlığa uğradığıni fark eden, istekleri icin cozum arayan ve harekete geçen bir insan yetiştirmek isteyen her velinin de yapabilecegi en iyi şey; sistemle akmak ama yeri geldiğinde karşı durmaktır.


- Posted using BlogPress from my iPhone

22 Kasım 2016 Salı

Çocuğunuzun öğretmeninde aradığınız en temel özellik nedir?

Bir sınıfa girdiğinizde gördükleriniz, o sınıfın yönetim şekli ve sınıfın iklimi hakkında size bir fikir verir. Öğrenciler sessizce oturuyor, söz almıyor, soru sormuyor sadece dinliyorsa orada özgür hissetmediklerini ve sınıfta baskıya (korkuya) dayalı otorite kullanıldığını düşünürüm. Öğrenciler akıllarına gelen soruları anında soracak kadar özgür hissediyor, sorulara cevap veriyor, yüzleri gülüyorsa, orada sevgi ve saygıya dayalı bir otorite görürüm. "Sevginin olmadığı sadece saygının olduğu sınıflar soğuk yerlerdir" diyor Doğan Cüceloğlu. Böyle sınıflarda herkes rolünü ve sınırlarını iyi bilir ve ona göre davranır. Öğretmen dersini anlatır, derslerini sorunsuz işler, gerisi ile pek fazla ilgilenmek istemez.



Bir öğretmende aradığınız en temel özellik nedir? sorusuna Doğan Cüceloğlu'nun verdiği cevap; ne öğretmenin alan bilgisi, ne konu anlatımındaki becerisi ne de öğrencilerinin sınavlardaki başarısı oluyor. En önemli özellik, öğrenci ile "empati yapabilmesi, onu öğrenci olarak değil önce insan olarak görüp saygı duyması ve içten yaklaşımı". Bu durumu Özgür Bolat öğretmenin öğrencisini "mesleki" olarak değil, "kişisel olarak sevebilme yetisi" şeklinde açıklıyor; belki siz de bir veli olarak "öğretmenin duyduğu şefkat ve çocuk sevgisi" dersiniz. Nasıl tanımlarsak tanımlayalım şahsi kanaatim; sevginin olmadığı yerlerde çocukla gerçek bir ilişki kurulamayacağı yönünde. Gerçek bir ilişki olmayan yerde ise ne çocuğun kişisel gelişiminden bahsetmek mümkün ne de kaliteli bir öğrenme ortamından. 

Bu vesile ile veliler için önerim:

Öğretmenlerinizin nasıl eğitim verdikleri, kaç net çıkarttırdıkları, nasıl ders işlediklerinden önce, çocuklarınızla saygı ve sevgi dolu bir ilişkileri olup olmadığını sorgulayınZaten sevgi bağı kurulduysa ve öğretmen çocuklara saygı duyuyorsa çocuğun öğrenmesinde ortaya çıkabilecek her türlü sorun karşılıklı işbirliği içerisinde çözüme ulaştırılır.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...