7 Aralık 2016 Çarşamba

Çocuğunuzu okulun olumsuz etkilerinden nasıl korursunuz?

Oğlum 3.sınıf öğrencisi, sanırım 1.sınıf da dahil 2.5 yıldır evde ödev, okulda değerlendirme ve konu çalışmaları için test çözüyor.

Veli olarak İO'a giden oğlumu okulun zararlarindan korumak benim en önemli görevim. Ödül/cezadan, sınav stresinden, itaatkar olmaktan, sonuç odaklı olmak ve başkalarıyla yarıştırılmaktan koruyabilirsem oğlumu şanslıyım. Bu konuda fena gitmiyoruz anne-oğul.

Birkaç örnek paylaşayım:

"Testte aldığım puanı önemsemiyorum anne ama iyi alınca çabamın karşılığını almak güzel oluyor"

"Kitap okuduğumu ispat etmek zorunda değilim, istediğimde okuyorum zaten, yağmur damlası almasam da olur anne" ve tabloda hanesi bomboş da kalsa bunu önemsemiyor. Her akşam kitap okuyor ama tablosuna kac sayfa okuduğunu yazıp, bana imzalatmıyor ve okula götürmüyor.

"Teneffüse çok az çıkıyoruz, oynayamıyoruz, gidip müdürle konuşalım diye önce arkadaşlarıyla konuşup sonra kimse gelmese bile mudure tek basına giderek neden az çıktıklarını sorgulayıp, isteğini ifade ediyor.

Resim yarışmasına sokulan resmî ödül almayınca "anne ben de resmimi yapmak icin cok uğraşmıştım, hani çabalamak önemliydi, benimkinin bir önemi yok mu? Neden tek o ödül aldı, bu haksızlık" diyor.

Bense oğlumun hissettiklerine üzülürken, düşündüklerine ve yaptıklarına bakarak onunla gurur duyuyorum. Biz okulun yıkıcı etkisine karşı oğlumla iyi bir takımiz ve sistemi kısmen yeniyoruz.

Sorgulayan, birşeyi menfaat icin degil, dogru olduğu icin yapan, haksızlığa uğradığıni fark eden, istekleri icin cozum arayan ve harekete geçen bir insan yetiştirmek isteyen her velinin de yapabilecegi en iyi şey; sistemle akmak ama yeri geldiğinde karşı durmaktır.


- Posted using BlogPress from my iPhone

22 Kasım 2016 Salı

Çocuğunuzun öğretmeninde aradığınız en temel özellik nedir?

Bir sınıfa girdiğinizde gördükleriniz, o sınıfın yönetim şekli ve sınıfın iklimi hakkında size bir fikir verir. Öğrenciler sessizce oturuyor, söz almıyor, soru sormuyor sadece dinliyorsa orada özgür hissetmediklerini ve sınıfta baskıya (korkuya) dayalı otorite kullanıldığını düşünürüm. Öğrenciler akıllarına gelen soruları anında soracak kadar özgür hissediyor, sorulara cevap veriyor, yüzleri gülüyorsa, orada sevgi ve saygıya dayalı bir otorite görürüm. "Sevginin olmadığı sadece saygının olduğu sınıflar soğuk yerlerdir" diyor Doğan Cüceloğlu. Böyle sınıflarda herkes rolünü ve sınırlarını iyi bilir ve ona göre davranır. Öğretmen dersini anlatır, derslerini sorunsuz işler, gerisi ile pek fazla ilgilenmek istemez.



Bir öğretmende aradığınız en temel özellik nedir? sorusuna Doğan Cüceloğlu'nun verdiği cevap; ne öğretmenin alan bilgisi, ne konu anlatımındaki becerisi ne de öğrencilerinin sınavlardaki başarısı oluyor. En önemli özellik, öğrenci ile "empati yapabilmesi, onu öğrenci olarak değil önce insan olarak görüp saygı duyması ve içten yaklaşımı". Bu durumu Özgür Bolat öğretmenin öğrencisini "mesleki" olarak değil, "kişisel olarak sevebilme yetisi" şeklinde açıklıyor; belki siz de bir veli olarak "öğretmenin duyduğu şefkat ve çocuk sevgisi" dersiniz. Nasıl tanımlarsak tanımlayalım şahsi kanaatim; sevginin olmadığı yerlerde çocukla gerçek bir ilişki kurulamayacağı yönünde. Gerçek bir ilişki olmayan yerde ise ne çocuğun kişisel gelişiminden bahsetmek mümkün ne de kaliteli bir öğrenme ortamından. 

Bu vesile ile veliler için önerim:

Öğretmenlerinizin nasıl eğitim verdikleri, kaç net çıkarttırdıkları, nasıl ders işlediklerinden önce, çocuklarınızla saygı ve sevgi dolu bir ilişkileri olup olmadığını sorgulayınZaten sevgi bağı kurulduysa ve öğretmen çocuklara saygı duyuyorsa çocuğun öğrenmesinde ortaya çıkabilecek her türlü sorun karşılıklı işbirliği içerisinde çözüme ulaştırılır.

19 Kasım 2016 Cumartesi

Malum Önerge

İnsan bu memlekette bırak mutlu olmayı, akıl sağlığını koruyamaz, sağlıklı düşünemez, hissedemez, çalışamaz oluyor. Bir gün ilkel yaşam formlarından biri otobüste giyimi nedeniyle kadını tekmeliyor, toplumsal bilincin nereye gittiğinden endişe edip, güvende hissetmiyorsun; baska bir gün bir önerge veriliyor, yine endişelenip, bir de üstüne utanç duyuyorsun... hem de kendi yapmadığın seyler için.

En kötüsü de böyle hissettiğini söylediğinde samimiyetin sorgulanıp, infaz ediliyor. Zira karşı tarafın hata yapma ihtimali olmadığı için; eğer sen böyle hissediyorsan MHP ve CHP'nin çarpıtmalarıyla delüzyonel bir bozukluk yaşıyor olmalısın.

Halbuki hesaba katılamayan baska şeyler var. Okuyabiliyorum, algılayabiliyorum, demek ki herseye rağmen hala sağlıklı düşünebiliyorum ve kanım donuyor, hepsi bu. Yoksa MHP önergeye karşı duyuru yayınlamış, CHP karşı gelmiş, önergeyi AKP vermiş...umrumda degil.

Ben işim nedeniyle cinsel istismar mağduru çocuklarla konuşuyorum, ailelerini dinliyorum ve uzun süreler kendime gelemiyorum. Sonra önemli birileri çıkıyor "Yaş sınırı nedeniyle evlenmiş ama nikah yapmamış" diyerek hukuksal açıdan var olmayan, vicdani açıdan da var olmaması gereken bir kategori ortaya atıyor. Devletin böyle garip bir tanımlama ile normalleştirdigi şey çocuk istismarı oluyor.

Aklıyla, kalbiyle, hukuk diliyle bakan herkes görüyor ki çocuk evliliği diye birşey yoktur. Bu düpedüz çocukların istismarıdır. İster iki çocuğu birbiriyle cinsel iliskiye sokun (evlendirme degil bu!); ister bir çocuğu bir yetişkinle cinsel ilişkiye sokun; ister herkes buna gönüllü olmus olsun yapılan herhalükarda cinsel istismardır. Birinde aileler çocukları (evlendirerek!) istismar ederken; diğerinde çocukla birlikte olan yetişkin istismar ediyor.

Cinsel istismar diyorsak zaten ortada bir güç dengesizliği vardır ve ne şekilde olmus olursa olsun suçtur. Bu nedenle "Cebir, tehdit, hile ve iradeyi sakatlayan başka bir nedenle cinsel istismar suçunu işleyenler..." demenin mantığı yoktur. Anlamsız ve geçersiz bir cümledir.

Bu önergenin ilk cümlesindeki cinsel istismar belli koşullar altında olursa suç; olmazsa değil şeklindeki kabullenmesi midemi bulandırıyor.

Acilen bu ne dediği belli olmayan önergenin değiştirilmesi, düzenlenmesi; devletin de toplumdaki yanlış gelenekleri korumayı bırakması gerekiyor!



- Posted using BlogPress from my iPhone

9 Kasım 2016 Çarşamba

Delirttiniz insanı!!!

Birkaç lafım var söyleyecek. Artık üslubumu mazur görün cok dikkat edemeyeceğim. İki gündür içim içimi yiyor. Hazmedemiyorum. Neyim ben? Piyon mu? Joker mi? Ben hangi kuruma çalışıyorum? Benim isimle ilgili, eğitimimle ilgili, çalışma alanımla ilgili söyleyeceklerim olamaz mi? 657'ye tabi olup da devletin malı olarak oradan oraya biz kadar sürüklenen hor kullanılan pervasızca talan edilen bir meslek alanı daha var mi?  


Bana soran yok, kendi çöplüğümde ötüyorum...bari beni duyan, okuyan, beni anlayan birileri olsun. Büyüklerimiz aralarında konuşmuş, anlaşmış. Bize laf söylemek yine düşmemiş. İki gün once anladim ki "birgün her rehber öğretmen ögrencisi olmayan bir çocuğa ait danışmanlık/egitim tedbirini bildiren mahkeme kararını kucağında bulacak". 


Çalıştığın okulda öğrenci olmasa da, 20 kusur yaşında da olsa çevre mahallelerdeki suça karışmış ya da mağdur olmus kişilere bakılır;

Muhtar ve kolluk kuvvetiyle yerinde adres tespiti yapilir;

Kendisine/ailesine hakim yetti gari diyene kadar, sen ya da çocuk taşınana kadar danısmanlik hizmeti verilir;

Okuluna devam ettiği resmî evraklarla tespit edilir, etmiyorsa tutanak tutulur/ettirilir;

Cocuk hakimine sayfalarca rapor yazılır...


100'lerce dosyadan bahsediyorlar sadece Kucukcekmece ilçesinde bekleyen... Bu nedir arkadaş? Ne olduğumu sasırdım artık. Ne is olsa yaparım, kim gel bize çalış derse giderim...ortada sıçan koş Adalet Bakanlığına, dön Milli Egitim Bakanlığına, Olmadı Çocuk izlem Merkezine, yetmedi Narkotik toplar, bitmedi Siber suçlar toplar, Unıcef proje yapar, kendi okulun yetmez baska okullara gönderirler o da yetmez okul bölgendeki bilmem kaç tane mahallenin danismanlik ihtiyacına cevap vereceksin diye sorumlu tutarlar... Yani bu rehber öğretmenleri nereye kullanacaklarını sasırdılar. Nevrim döndü. Nerede ihtiyaç varsa oraya servis edilmekten bıktım usandım. Bir insan kaça bölünür? Kac alanda kendini geliştirir, kac alanda çalışır, az insaf ya yeter!!!!!


28 Ekim 2016 Cuma

Veli için değil, çoçuğun merkezde olduğu bir bayram kutlaması

Özel okulların kutlamalarında genelde gördüğümüz seyler malumunuz; okulun kurucusuna atıflar, sıkıcı protokol konuşmaları, okulun reklamları, saatlerce süren ve çocuklar icin eziyete donen bekleyişler, bayılan çocuklar (bizzat gözlerimle görmüşlüğüm vardır), kısaca bitse de gitsek dedirten ortamlar, tören öncesi hazirliklar sırasında sergilenen pedagojik olmayan yaklaşımları da katarsak bu sevimsiz liste benim için uzar gider...

Bugun bunların hiçbiri olmadı. Veli olduğumdan beri ilk kez "çocuk dostu" bayram kutlamasına şahit oluyorum. Saatlerce sürmeyen, iyi bir planlamayla keyifli bir tören kutlandı bugün Ege'nin okulunda. Keyifliydim cunku torende görev alan herkesin öğretmeninden öğrencisine hatta dans eden müdür yardımcısına kadar... herkesin eğlendiğini gördüm. Okul müdürünün kendisi icin ayrılmıs bir protokol sırası olmaksızın velilerle iç içe oturduğu, çocuklarin omzunu sıvazladığı; samimi ve çocukların da eğlendigi, ailelerin sadece izlemedigi çocuklarıyla birlikte sahneye çıktığı, göstermelik olmayan gösterilerle Cumhuriyet'imizi kutladık bugün.

Siz gördünüz mü bilmiyorum ama ben ilk defa farklı sınıf seviyesinden öğrencilerin birlikte bir etkinlik sahnelediğini; ebeveynlerle çocukların birlikte sahneyi paylaştıklarını gördüm. 4., 5. ve 6. sınıf öğrencileri birlikte dans ettiler. Anneler ve babalar çocuklarıyla oratoryo yaptılar. Tribünlerdeki veliler kendilerine verilen kocaman bayrağı açarak sahnedeki çocuklara eşlik ettiler, tören bitiminde o bayrakla sahnede gururla gezdiler...

Sadece tören sırasındaki ortam degil törenden önceki hazırlık aşaması da çok önemliydi benim için. Geçmiş deneyimlerin aksine Ege'de bir stres ya da isteksizlik oluşmadı. Demek ki öğretmenler icin sadece sonuç degil süreç de önemliydi. Öğretmenler üzerinde stres yaratmayan okul idaresi, çocuklar üzerinde baskı yaratmayan öğretmenlerin olduğu bir okul "çocuk dostu" tören yapabilen okuldur.

Son olarak okul 11.00'de bitmesine rağmen törenden sonra çocuklara kumanya dağıtılmasıyla da tekrar gördüm ki bugun herşey bir yana merkezde veli degil, çocuklar vardı.

Bütün bu saydığım noktalarda gösterdikleri hassasiyetten dolayı bir anne, psikolog ve egitimci olarak TED Atakent okul yönetimini ve öğretmenlerini tebrik ediyorum.

3 Şubat 2016 Çarşamba

Milli Eğitim Bakanlığı'nın tehlikeye attığı çocuklarınızın ruh sağlığını korumak için veliler olarak ne yapabilirsiniz?

Milli Eğitim Bakanlığı çocuklarımızın ruh sağlığı ile yakından ilgili bir yazı yayınladı. Mesleki ve vicdani bir sorumluluk ile velilerin ve öğretmenlerin bu konuda bilgilendirilmesi gerektiğine inanıyorum. 

Yazı, farklı branşlardan mezun olan öğretmenlerin 39 günlük kursa tabi tutulduktan sonra çeşitli kurumlarda "Psikolojik Danışman/Rehber Öğretmen" olarak çalışabileceğini ifade ediyor. Aşağıda hangi bölüm mezunlarının Psikolojik Danışman olarak çalışabileceğini sıraladım.
  • Felsefe, 
  • Egitim Yoneticiliği ve Denetçiliği,  
  • Eğitimde Ölçme ve Değerlendirme, 
  • Eğitim yönetimi Teftisi ve Planlaması, 
  • Halk Eğitimi 
  • Sosyoloji 
MEB daha önce de farklı branştan öğretmenleri Rehber Öğretmen olarak atadı, yapılan tüm itirazlara rağmen aynı uygulamanın tekrar edilmesi uzmanları endişelendirmeye devam ediyor. Bir eğitimci ve Psikolojik Danışman olarak çocukların, kaliteli hizmet alması ve fırsatlardan eşit derecede faydalanması gerektiğine inanıyorum. 

Halihazırdaki durumu özetlemek gerekirse; bir okulda, kurumda işin eğitimini almış, uzmanlığı Psikolojik Danışmanlık yapmak olan bir Psikolojik Danışman hizmet verirken; diğer bir okulda çocuğunuzun ruh sağlığı ile Psikolojik Danışmanlık üzerine hiçbir eğitimi olmayan, farklı branştan bir öğretmen ilgileniyor. Elbetteki durum beraberinde bazı riskleri de getiriyor. Siz göğsünde ağrı olduğu için cildiyeciye giden hasta gördünüz mü? ya da asıl branşı deri hastalıkları olan bir doktor 39 günlük bir kursla kardiyolog yapılsa, o doktorun yapacağı yönlendirmelere ne kadar güvenebilirsiniz? Profesyonellik güvenin temelidir. Güven sorununun yanında ayrıca çocuklarımızın ruh sağlığı alanında aldığı hizmet bilimsellikten uzaklaşıyor, kalitesi düşüyor.


Sizler veli olarak ne yapabilirsiniz?

Yazıyı bu noktaya kadar okuduysanız çocuğunuzun eğitimi ve sağlığını önemsiyorsunuz demektir. Sizlerin bu tutumu biz Psikolojik Danışmanlar için çok önemli. Bu yazıyı okurken bilmelisiniz ki sizler veli olarak önemli bir güce sahipsiniz. 
  • Çocuğunuzun eğitimi için özel bir okul tercih ediyorsanız görüşmenizde okul Psikolojik Danışmanı'nın hangi alandan mezun olduğunu mutlaka sorgulayın. 
  • Farklı alandan Rehber Öğretmen olarak atanan kişilerden ne devlet okulunda ne de özel okulda Psikolojik Danışmanlık hizmeti almayın. 
  • Bu konudaki duyarlılığınızı, endişenizi Bakanlığa mutlaka iletin.  

Ücretsiz olarak Psikolojik Danışma hizmeti alabileceğiniz yerler 

Çocuğunuzun gittiği okulun rehberlik servisinden Psikolojik Danışmanlık hizmeti alamıyorsanız başka seçeneklerinizin de olduğunu bilmek işinize yarayabilir:
Bu yazıyı kaleme almamdaki amacı Mustafa Yavuz Hoca’mızın bir tweetinden yola çıkarak anlatmak istiyorum: "Sistematik bir eğitimle genel beceriler edinilmeden, sadece sertifikaya dayalı bir eğitimle meslek edinilemez."

Sistematik bir Psikolojik Danışmanlık eğitimi alınarak genel beceriler edinilmeden, sadece 39 günlük hizmet içi eğitime dayanarak Psikolojik Danışmanlık becerisi edinilemez. Psikolojik Danışmanlık becerileri gelişmemiş bir kişi rehberlik servisine konularak Danışmanlık hizmeti verdirilemez!

Not: Bu yazıyı kaleme almamdaki amaç alan dışı atamalar uygulamasının getireceği sonuçlar hakkında toplumun bilgilendirilmesidir. Yazımın rehberlik servislerinde hizmet veren alan dışı öğretmenlerin iyi niyetleri, gayretleri ve çalışma azimleri ile herhangi bir ilgisi yoktur.

Çocuklarınızın kaliteli ve eşit şartlarda eğitim alma hakkını savunmak için MEB Müsteşarı @Yusuf_Tekin adresine bilimsellik ile hiç bağdaşmayan bu alan dışı atamaların durdurulması yönündeki talebinizi tweet atarak iletebilirsiniz.


2 Şubat 2016 Salı

Hastane personeline rağmen çocuğunuzun ameliyat öncesi sakinleştirilmesini nasıl sağlarsınız?

Oğlum Acıbadem Atakent hastanesinde bademcik ve geniz eti ameliyatı oldu. Ameliyatta ve sonrasında hiçbir sorun yaşamadık. Bu anlamda doktorumuz Prof. Dr. Melih Güven Güvenç'e ve Anestezi şefi Prof. Dr. Tayfun Güler'e çok teşekkür ediyorum. 

Ameliyat  öncesi ise oldukça sıkıntılı bir süreç yaşadık. Küçük çocukların ameliyathaneye gitmesi sırasında yaşadıkları korkuyu ortadan kaldırmak için onları sakinleştiren hatta sersemleten bir şurup içirilir. Bizde de böyle oldu. Buraya kadar sorun yok ama henüz şurup etkisini göstermemişti ki hemşire ameliyathaneye gitmemiz gerektiğini söyledi. Haliyle itiraz ettim ama ameliyathanenin programının sarkmaması gerekiyordu, hem zaten biz de ameliyathanenin kapısına kadar inebilecektik. Bu sırada 8 yaşındaki oğlum herşeyin bilincinde olduğundan korkmaya ve ağlamaya başlamıştı. Yolda ilaç etkisini gösterecektir umuduyla oğlumun korku içinde odadan çıkarılmasına razı geldim. Yol boyu elinden tutarak ameliyathaneye kadar indik tabi siz hayal edin nasıl bir duygu içinde olduğunu. "Anne gitmek istemiyorum, anne korkuyorum, anne sen yanımda olmayacaksın...ağlamalar, yalvarmalar...."

Ameliyathane kapısına geldiğimizde oğlumun korku ve paniği daha da artmıştı ve sürekli ağlıyordu. Ameliyathaneden birkaç kişi geldi ve onu, o haline rağmen ameliyathanenin kapısından sokmak istediler. Çocuk daha kendinde, korkuyor, bu şekilde nasıl sokarsınız diyerek karşı çıktım. İlacın etkisini göstermesini sağlamalarını, beklenmesi gerekiyorsa beklemelerini istedim. Yine ameliyathanenin saatlerinin aksayacağını, o nedenle bekleyemeyeceklerini söylediler. Duyduklarıma inanamıyordum. Resmen bağırta bağırta çocuğu yanımdan alacaklarını söylüyorlardı. Yaşadığım öfkeyi size anlatamam. Tabi ki yine itiraz ettim. Neymiş efendim "aslında ilaç etkisini göstermiş ama çocuk bilinçaltı olarak bağırıp, ağlıyormuş"... dalga geçer gibi saçma sapan birşeyle karşıma çıktılar. Aptal yerine konduğumda ne kadar sakin kalabildim bilemiyorum (yanımdakilere sormak lazım) ama gerekiyorsa damar yolunun orada açılmasını, sersemlemeden ameliyathaneye göndermeyeceğimi söyledim.

Çocuğun yatağının bir yanında ben diğer yanında 3 yeşil gömlekli görevli ortamızda çocuk ameliyathanenin kapısında tartışıyorduk. Haliyle Ege panik oldu, korkusu iyice arttı, bunun farkındaydım ama elimden daha iyisi gelmiyordu. En son  anestezi bölümünden bir asistanın bana yaptığı "bu kadın da nereden çıktı şimdi diyen" suratı gördüğümde oracıkta üzerine atlamamayı nasıl başardım bilemiyorum. Nasıl baktıysam artık o surat yapan doktor "ben bölüm şefimizi çağırayım" diyerek gitti. Kısa süre sonra anestezi şefi de ameliyathanenin kapısında oluşan küçük gruba katılmıştı. Çok geçmeden onu da durum hakkında bilgilendirdikten sonra şurubun etkisini beklemeyeceklerse damar yolunu burada açmalarını ve çocuğun bilincinin bulanıklaşmasından sonra alınmasını istediğimi söyledim. Zavallım o hala elime sıkı sıkı yapışmış ağlıyor ve yalvarıyordu. Allah'a şükür ki karşısındakinin bir çocuk olduğunu idrak edebilen bir doktor sonunda karşıma gelmişti. Kendisi damar yolunu açtırdı ve ilacı orada vererek oğlumun yanımda uyumasını sağladı. Nasıl bir stres yaşattılarsa artık o uyuyunca benim dizlerimin bağı çözüldü. Çocuğu ameliyathaneye narkozlu bir şekilde giderken bir annenin endişelenmesi beklenir değil mi? Hiç öyle olmadı. Onu bayılttırabildiğim için rahatlamıştım. Sonunda. 

1 saatin sonunda bitmesi beklenen ameliyat 1.5 saate çıkınca işte o zaman rahatlama yerini endişeye bırakmıştı. Neyse, çıkıyor haberi geldi ve biz yine ameliyathanenin kapısının önüne (o kabus gibi tartışmaların yaşandığı yere) gittik. Tam o sırada yeni bir çocuk (Ege'den küçük, 5-6 yaşlarında gibi) yatağında oturmuş, kollarını annesine uzatmış korkuyorum diye çığlık atarken ve ağlarken, kimsenin çocuğun bu haliyle ilgilendiği yoktu, hızlı hızlı ameliyathaneye doğru götürülüyordu. Anne öylece bakakalmıştı arkasından. Gidip o çocuğa bunu yaşatmalarını engellemek istedim ama Ege uyanıktı ve onunla ilgilenmem gerekiyordu. O çocuk ise zavallım öyle alındı annesinden. Ameliyathanenin kapıları kapandığında çocuk hala bağırıyordu. o anda asansör geldi ve biz onları geride bıraktık. ANLADIM Kİ BU HASTANEDE ÇOCUKLAR SADECE BİR NESNE!

Tabi ki sadece buradan değil resmi yoldan da şikayet dilekçemi doldurdum. İşte dilekçemde üzerinde durduğum noktalar:
  1. Oğlumun odasında anne ve babası yanındayken sakinleşmesinin beklenmesi gerekirdi, oysa tam tersi bana ameliyathanede sarkma olacağı endişesiyle baskı yapıldı, 
  2. İlacın işe yaramaması gibi durumlarda çocuğun üstün yararı gözetilerek davranılması gerekirken, hastanenin işleyişinin sarkmamasının ön planda tutuluyor olması, çocuklara karşı kesimhaneye et götürülür gibi duyarsızca davranılması beni derinden üzdü ve güvenimi de son derece sarstı. 
  3. Ameliyathane girişinde oğlum yatakta oturmuş korkuyla ağlarken Acıbadem'in anestezi görevlisini ve hemşireyi görevlerini doğru yapmaları için ikna etmek zorunda kalmam gergin sureci daha da uzattı ve yüksek tonda geçen bu tartışmalı ortam oğlumun ameliyathane kapısında yaşadığı anksiyeteyi çok daha fazla arttırdı. "İlaç işe yaradı, o bilinçsiz ağlıyor" diyerek durumu olduğundan farklı göstermeye çalışmak yerine görevlilerin bana karşı ahlaklı, çocuğuma karşı duyarlı davranmalarını beklerdim. 
Acıbadem Atakent Hastanesi'nde  çocukların ameliyattan önce sakinleştirilmesini on gören bir sistem kurmuşlar ama "biz ilacı verdik, olduysa oldu, olmadıysa çocuğunuzu korku içinde, bağırta bağırta götürürüz" yaklaşımına sahip olduklarını reklamlarında göremedim. 

Çocuklarımızın hakları var, onları korumak herkesin görevi ama en başta ailelerinin görevi. Karşımızdaki kim olursa olsun, ister doktor, ister okul müdürü, ister öğretmen, ister neyse ne! Hiç kolay değil ama birşeyler yanlışsa lütfen hakkınızı aramaktan ve çocuğunuzun haklarını korumak için sesinizi çıkartmaktan çekinmeyin. Yoksa o küçük çocuğun annesi gibi bağıra bağıra zorla ameliyathaneye sokulan çocuğunuzun arkasından çaresizce bakakalırsınız!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...